Biz yıktırdık onlar 82 yıl sonra burayı inşa ederek ödül aldı

Her ne kadar Viyana’nın gölgesinde kalsa da, Budapeşte bugün Avrupa’nın en güzel şehirlerinden biridir. “Buda” ve “Peşte” isimli iki merkezden oluşan şehrin ortasından Tuna Nehri geçer ve her iki bölge, toplam dokuz köprü ile birbirine bağlanır. 11. yüzyılda Buda’da çoğunlukla Macarlar, Peşte’de ise Slavlar yaşıyorlardı.

Cengiz Han’ın önderliğinde dünyayı kasıp kavuran Moğollar, 1241’de Budapeşte’yi talan ettiler. Şehir Moğol yıkımının ardından yavaş yavaş toparlandı, Kral Matyas ile Rönesans sanatı ve kültürü bölgeye yayıldı ve şehir, coğrafi konumu sayesinde Macaristan’ın merkezi haline geldi.

ANAHTARI VERDİLER
Buda ve Peşte, Kanuni Sultan Süleyman döneminde Osmanlı Devleti’nin eline geçti. Mohaç Meydan Savaşı ile 1526’da büyük bir zafer kazanan Osmanlılar, Buda’ya doğru ilerledikçe Macar Kraliçesi Marie ile halk kaçtı ve şehrin anahtarı Foldvar’da Kanuni’ye verildi. 1526’nın 9 Eylülü’nde Buda’nın önüne varan hükümdar, ertesi gün şehre girdi. Sultan’ın gelişinden sonra çıkan yangın çok büyük tahribata sebep oldu, ancak bu sırada Fatih Belgrad’a gitti gitti ve 1833’te burada hayatını kaybederek, Surp Pırgiç Ermeni Manastırı’nın mezarlığına gömüldü. Senekerim’in 1764’te doğan ağabeyi Kirkor ise, döneminin en önde gelen mimarlarından biriydi. Babasının ismine atfen “Balyan”, yani “Balioğulları” soyadını kullanan ilk kişi olan Kirkor Balyan’ın yıldızı Üçüncü Selim döneminde parlamış ve hükümdar, yeni kurduğu Nizam-ı Cedid orduları için Kirkor Balyan’a Selimiye, Davutpaşa, Topçular ve Tophane gibi birbirinden büyük ve gösterişli kışlalar inşâ ettirmişti.

PADİŞAHIN DANIŞMANI
Üçüncü Selim döneminde devrin ve cemaatinin önde gelen isimlerinin arasına girmeyi başaran Kirkor Balyan, aynı yıllarda Ermeni cemaatinin idaresinde rol alarak, “Amira” diye bilinen Ermeni aristokrat sınıfına katıldı ve bu tarihten sonra Kirkor Amira Balyan adıyla anıldı. Kirkor Amira sadece kendi cemaatinde ve Ermeni aristokrasisi içinde faal bir isim değil, diğer cemaatlerin aristokrat sınıflarıyla sıkı ilişkiler kuran bir zattı.

Zira adı, “Fenerli Beyler” diye bilinen Rum aristokratlarından Dionysios Photeionos’un üç ciltlik “Eski Dacia Tarihi” isimli eserinin bağışçılar listesinde “Saray Mimarı Gregorios Balianos” diye geçiyordu. 1807’de başkaldıran yeniçerilerin Üçüncü Selim’i tahttan indirip, Dördüncü Mustafa’yı iktidara getirmesiyle birlikte Kirkor Amira’nın ikbâl dönemi sekteye uğradı, lâkin mimar, Dördüncü Mustafa’nın bir senelik iktidarının ardından 1808’de İkinci Mahmud’un tahta çıkmasıyla eski günlerine geri döndü, Ermeni cemaatinin saraydaki yegâne temsilcisi haline geldi ve bir anlamda padişaha cemaatle ilgili danışmanlık yaptı.

Düzyanlar’ın 1819’da idam edilmelerinin ardından Darphane idaresinin Kazaz Artin Amira Bezciyan’a verilmesi, mimarın “ikbâl sebebim” dediği Kirkor Amira sayesinde oldu. İkinci Mahmud döneminde daha önce Kirkor Amira’ya tanınan vergi muafiyeti gibi imtiyazlar genişletilerek, Amira’nın istediği büyüklükte konak inşâ etmesi, yanında çalıştıracağı kişiler konusunda serbest bırakılması, hertürlü ulaşım aracını kullanması gibi birtakım imtiyazlar daha verildi. Ermeni cemaati ile Osmanlı Sarayı arasında adeta köprü görevi gören Kirkor Balyan, zamanla Avrupalı diplomatların bile padişaha ulaşabilmek için başvurdukları ilk isim haline geldi ve Fransızlar, Balyan’dan bahsederken, “il était le trait – d’union entre le sérail et les puissances” yani “elçiliklerle saray arasındaki yegâne köprü” tanımını kullandılar. O dönemde Ermeni cemaati içerisindeki Katolik-Ortodoks çatışmasıyla yakından ilgilenen Sultan İkinci Mahmud, sorunun çözümü için Kirkor Amira Balyan’ı görevlendirdi. Amira’nın köşkünde birbiri ardına toplantılar düzenlendi, bir ortak payda bulunmaya çalışıldı, ancak toplantılar aksi yönde tesir edip, kanlı olayların patlak vermesi üzerine, Balyan 1820’de Kayseri’ye sürgüne gönderildi. İki sene kadar sürgün hayatı yaşayan Kirkor Amira, rivayete göre Kazaz Artin Amira Bezciyan sayesinde sürgünden kurtuldu.

SARAYA PASTIRMA YOLLADI
Kazaz Amira, Kirkor Amira’ya mektup yazarak “Kayseri’de güzel bir pastırma yaptırıp kendisine göndermesini” istemiş, daha sonra pastırmayı İkinci Mahmud’a tattırmıştı. Padişah ikrâmı beğenerek nereden getirttiğini sorunca, Kazaz Amira, Kirkor Amira’nın gönderdiğini anlatmış ve bağışlanması için ricâda bulunmuştu. Kirkor Amira’nın İstanbul’a dönmesine izin veren hükümdar, “Pastırma ile fare yakalandığını bilirdim ama adam kurtarıldığını hiç işitmemiştim” diyerek lâtifede bulunmuştu.

BEYİZ KARABULUT- GAZETE HABERTURK- HT TARİH